İNSAN NE İÇİN YAŞAR?
Senin emeklerin üzerinden, çalışmaktan iki büklüm olmuş omurgan üzerinden imparatorluklar kurdular. Senin de önüne kırıntılarını attılar, onlarla mutlu olmanı beklediler.
Takvimler 1 Mayıs’ı gösterdiğinde, dünyanın dört bir yanında meydanlar dolmaya başlar. Pankartlar açılır, sloganlar yükselir, yürüyüşler düzenlenir. Ancak 1 Mayıs, yalnızca bir protesto günü değil, modern dünyanın en temel sorularından birine verilen kolektif bir cevaptır: İnsan emeği ne kadar değerlidir?
Kökeni, Sanayi Devrimi ile birlikte emeğin radikal biçimde dönüşmesine dayanır. Küçük üretim biçimlerinin yerini fabrikalar alırken, insan emeği makineleşmenin içinde yeniden tanımlandı. Bu süreç, üretimi artırırken emeğin değerini görünmez kıldı; uzun çalışma saatleri, çocuk işçiliği, güvencesiz ve sağlıksız koşullar sıradan hale geldi. İnsan, üretimin merkezinde olmasına rağmen sistem içinde giderek değersizleşti.
Bu koşullara karşı gelişen ilk büyük kırılma, 1886’da ABD’de işçilerin “günde 8 saat çalışma” talebiyle başlattığı grevlerle ortaya çıktı. Haymarket Meydanı’nda yaşanan olaylar, işçi hareketinin hafızasında derin bir iz bıraktı ve 1 Mayıs’ın sembolik başlangıcına dönüştü. 1889’da İkinci Enternasyonal’in kararıyla bu tarih küresel bir anlam kazandı; böylece 1 Mayıs, yalnızca bir anma günü değil, emeğin hak, onur ve görünürlük mücadelesinin evrensel dili haline geldi.
Sanayi Devrimi’nden bu yana emek kavramı büyük bir dönüşüm geçirdi. Emek bedenen sergilenen bir kavramken, modern dünyada, modern ekonomik sistemde işçinin mesleği için sarf ettiği zamanı bir ölçü birimi olarak alıyoruz. Modern ekonomik sistem, üretim ve kâr üzerine kuruludur. Bu sistemde emek, çoğu zaman bir maliyet kalemi olarak görülür. Karl Marx’ın analizine göre, emekçinin ürettiği değer ile aldığı ücret arasındaki fark, sistemin temel gerilim noktasıdır. Bu bağlamda 1 Mayıs, sadece bir hak talebi değil; aynı zamanda bir sistem eleştirisi halinde kavramlaşır.
Modern ve globalleşen dünyada insan için çalışmak sadece bir geçim aracı değildir. Artık mesleklerimiz aynı zamanda bir kimlik kaynağıdır. Her şeyin metalaştığı günümüzde “Ne iş yapıyorsun?” sorusu, aslında “Sen kimsin?” sorusunun bir versiyonudur. Bu nedenle emek, bireyin kendini gerçekleştirme sürecinde önemli bir rol oynar. Bu noktada sadece fiziksel değil, görünmeyen emeğin, duygusal ve zihinsel yükün de tanınması gerektiğini hatırlamalıyız. Çünkü artık kavram sadece “işçi hakları”ndan çıkmıştır. Belki de gelecekte “İşçi Bayramı”, sadece işçi haklarını değil; üreten insanın varoluşsal değerini tartıştığımız bir gün haline gelecektir, gelmelidir.
İnsanın üreten, düşünen ve var eden bir varlık olduğunu hatırlanması gerekiyor. Çünkü “yaşamak” hayatta kalmak demek değildir. İnsan, anlam üretmek için yaşar. Emek bu yüzden sadece ekonomik bir faaliyet değildir. O, insanın dünyaya bıraktığı izdir. Bir fikirde, bir yapıda, bir dokunuşta, bir dönüşümde görünür olur. İnsanın emeği aslında insanın kimliğidir.
İnsan çalışırken sadece dünyayı değil, kendini de kurar. Ancak bu kurulum, mevcut düzende gördüğümüz gibi her zaman özgürleştirici değildir. Eğer emek, insanın anlam üretme kapasitesini besliyorsa, özgürleştirir. Ama insan emeğinin içinde siliniyorsa, o zaman çalışma bir yabancılaşma biçimine dönüşür. Sabah alarmın çalmasıyla başlayan, sürekli bir şeylere yetişmek zorunda kaldığımız bir maraton haline gelir. Oysa bu dünyada en kıymetli şey zaman. Geri kalan her şey eksildiğinde bir şekilde yerine koyulabilir, zaman hariç. İnsanın zamanını ve emeğini döktüğü iş onu besleyebiliyor mu, insan çalışmak için mi yaşıyor, yoksa yaşamak, hayatta kalmak için mi çalışıyor? İşte 1 Mayıs tam burada politikleşiyor. Sadece emekçinin hakkını talep ettiği bir gün olarak değil, insanın kendi emeği üzerindeki söz hakkını geri çağırdığı bir eşik olarak. İnsan, ancak emeği kendi varoluşuna hizmet ettiğinde gerçekten yaşayabilir. İnsan emeği görüldüğünde, çabası duyulduğunda ve değer gördüğünde gerçekten yaşayabilir.
Emekle yoğurulmuş hayatların, görünmeyen yorgunlukların, susarak biriktirilen hayallerin günü, sadece bir tarih değil, alın terinin, adalet arayışının, “artık yeter” diyenlerin günü 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı kutlu olsun. Her sabah yeniden başlayan mücadelelerimizi, hakkını aramaktan vazgeçmeyenleri selamlıyorum. Emeğin değersizleşmediği, insanın insana yük olmadığı günlerde coşkuyla kutlayabilmek dileğiyle…
Tuğçe Uzer – Karma ve Spiritüel Astrolog
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!