Makale

Ateşte Aşk Dansı

01 December 2025 9 dk okuma
Ateşte Aşk Dansı

Ateşte Aşk Dansı Natal haritada Venüs ve Neptün’ün kare ve karşıt açılarının kişi üzerindeki etkileri: Öncelikle Venüs ve Neptün’ü biraz yakından tanıyalım. Venüs; sevgi, güzellik, sanat ve parayı temsil eder. Venüs aşksa Neptün, bir üst oktavı; ilahi aşk, ilahi sevgi, sevginin en üst versiyonudur. Neptün; hayallerin, ilhamların, rüyaların, sanatın, ruhsallığın, yeteneklerin, ideallerin ve maneviyatın baş kahramanıdır. Natal haritada Venüs–Neptün arasındaki kare, karşıtlıkları; hayalleri suya düşüren, kandıran, aldanan, netlik olmayan, belirsizlik, noksanlık yaratan, yanıltan, sisli puslu, önünü göremeyen, bir illüzyonun içinde yolunu kaybetmiş bir yapı verir. Gerçek ve hayal arasındaki çizgi karışır. Aşk hayatımızda yaşanacak hayal kırıklığı bizi ızdıraplı bir acının içine çeker ve bu acılar bizi gerçek dünyadan uzaklaştırır. Neptün içimizdeki histir. Herkesten gizlediğimiz, sakladığımız, kimsenin bilmesini istemediğimiz gizli dünyamızdır. Venüs–Neptün karesi veya karşıtlığına sahip kişi olmayacak kişilere âşık olabilir. Buna imkânsız aşklar da diyebiliriz. Bazen de kendisinden haberi olmayan biriyle veya birlikte olduğu partneriyle sessiz sedasız aşkını hayal âleminde, bulutların arasında, ilahi bir aşkla, ona taparcasına, yana yana, aşk acısı çekerek “ATEŞTE AŞK DANSINI” ve “AŞK OYUNUNU” oynar. İlişkilerinde ruhsal ve ilahi aşkı arar. Partnerine gözü kör olmuşçasına inanır. Bazen öyle kör olur ki ne önünü ne gerçekleri göremez. Karşılıksız kendini ilişkiye teslim eder. Kendini bu sisli yapıya kaptırır. Zamanla yaşamdan zevk almayan birine dönüşür. Kişi kendinden, gerçeklerden, mutsuzluklardan ve olumsuz bütün yapılardan kaçarak Neptün’ün kendisine sunduğu gizli iç dünyasına sığınır. İlişkilerinde kandırılmaya ve aldatılmaya açık hâle gelir. Bu, maddi ve manevi kayıplara da sebebiyet verebilir. Hayallerini ve ideallerini bazen de bütün hayatını bu kişi üzerine kurar. Karşısındaki partnerini ilahi bir kişiymiş gibi görür ve bağlanır. Gözüne bir perde iner. Gerçekleri algılamakta ve anlamakta zorlanır. Çevresindeki insanlar fark edip onu uyarsa da nafile; o hayal dünyasında aşkın pençesine düşmüştür bir kere. Gerçekleri görmemekte ısrar eder ve çoğunlukla bundan kaçarak hayal dünyasına sığınır. İlişkisinde ruhani bir bağlılık içerisinde olsa da karşı taraftan aldığı sevgi, ilgi onu hiçbir zaman tam anlamıyla memnun etmez. Ruhsal olarak tatminde olmaz. İçinde büyük bir iç huzursuzluk vardır. Onun için hep bir yanı, bir şeyler eksiktir. Aşkı, sevgiyi tam anlamıyla yaşamadığını, karşılığını alamadığını düşünür. Kendisini yarı yolda bırakılmış, sevilmemiş, istenmemiş hisseder ve bunun neden kaynaklandığını anlamadan, bilmeden bazen öylece yaşar. Sadece tek istediği; aşkı ilahi bir boyutta, karşılıklı olarak duygusal ve ruhsal derin bir bağla iliklerine kadar hissederek, derinleşerek yaşamaktır. Aşkın karşılığını hiçbir zaman tam anlamıyla alamaz. Karşılığını alamadığı o duygu ve hislere de büyük bir özlem duyar. Çektiği aşk acısından, acılarından kendisine bir dünya yaratır ve orada ıstıraplı bir şekilde acı içinde kıvranarak, için için içine akıttığı gözyaşlarıyla: “Bunu neden yaşıyorum? Neden ben mutlu olamıyorum? Neden kimse beni sevmiyor? Neden beni kimse önemsemiyor? Neden ben hak ettiğim değeri göremiyorum?” sorularını da bazen kendine yöneltse de bu dünyada kendisini sevilmemiş, istenmemiş hisseder. Karşı koyamadığı, boyun eğdiği bu ıstıraplı acılar karşısında kişi kendini kurban edilmiş hisseder. Kişi; gerçeklik ve hayal arasındaki çizgiyi çizmekte, akıl ve mantığı devreye sokmakta zorlanır. Yolun ortasında yönünü kaybetmiş bir yolcuya benzer. Bütün hayatını ağlayarak ve acı içinde ızdırapla kıvranarak geçirebilir. Kişi bazen bu acıyı unutabilmek için kendini uyuşturmaya da meyilli olabilir. Herhangi bir madde bağımlısı olma potansiyeline de yatkındır. Bu açıya sahip kişilerin yüksek bir farkındalığa ve uyanışa ihtiyacı vardır. Çünkü işin içine illüzyon katan Neptün’ün olduğu unutulmamalıdır. Kalp saf ve temiz bir aşk isterken, Neptün’ün kandırıkçı olduğu ve gözümüze bir sis perdesi çekerek karanlık, nefsani arzularımızla bizi sınadığı unutulmamalıdır. Bu açının yarattığı olumsuz duyguları, çekilen ızdıraplı acıyı hiçbir ilaç düzeltemez. Adı üstünde “AŞK ACISI.” Kişi ancak kendini bu hayal âleminin içinden, bu duygu ve hislerden çıkarmayı başarabilirse; kararlı bir şekilde bu isteğinden, arzusundan vazgeçip bırakmayı başarırsa işte o zaman kurtuluşa erer. Neptün aynı zamanda bir şeyi feda etmek, bırakmaktır da. Ne enteresan değil mi? Manevi konulara ve sanata yönelerek bu duyguları sağaltabilir. İlahi gerçek aşk; sadece aşkın gerçek sahibi Allah’a duyulan aşk olduğu unutulmamalıdır. İşin sırrı ve bu sis perdesinin ortadan kalkmasının en önemli kuralı; önce Yaradan’ı sevmek ve Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmektir. Kişi kendini de sevmeli ve öz değerini geliştirmelidir. Karşısındaki kişiyi ilahlaştırmak yerine gerçek ilaha, yaratıcıya teslim olmalıdır. Allah Teâlâ’yı bilmek, O’nu sevmek ve O’na kulluk etmek; insanın saadetinin ve mutluluğunun artmasının kaynağıdır. Önce Allah’ı, sonra yarattığı her şeyi O’ndan ötürü saf temiz bir sevgiyle sevmek sevgiyi artırır. Sevgi arttığı nispette insanın saadeti de artar. Aşkın yaratıcısı Allah’tır. Aşkın özüne inersek hakikatini de anlamaya nail oluruz. “Allah der ki: ‘Kimi benden çok seversen onu senden alırım.’ Ve ekler: ‘Onsuz yaşayamam deme, seni onsuz da yaşatırım.’ Ve mevsim geçer, gölge veren ağaçların dalları kurur, sabır taşar; canından saydığın yâr bile bir gün el olur, aklın şaşar. Dostun düşmana dönüşür, düşman kalkar dost olur; öyle garip bir dünya. Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur… Düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın. En garibi de budur ya; öldüm der durur, yine de yaşarsın.” (Hz. Mevlânâ) Hz. Mevlânâ’nın bu sözünü çok severim. Neptün–Venüs açısına ithaf eder gibi. Bu açıya sahip kişinin nerede yanlış yaptığını ve kendinde neleri geliştirmesi ve değiştirmesi gerektiğini yukarıda anlattım. Tabii ki her şey vaktine gebedir. Ruh gözünün açılmasının da bir zamanı ve yeri vardır. Kişinin farkındalığı açıldığında gerçekleri artık görmeye ve algılamaya başladığında ruh, kendi içindeki yapılardan çözülmeye, uyanışa geçer. Çözülmeler oldukça şifalanmaya başlar. Kendini, ızdıraplı acı çektiği iç dünyasının içerisinden çekip kurtarmayı da başarır. Hayalleri artık onun yeteneklerini besleyen ilham gücüne dönüşür. Gerçek mutluluğa ve hayallerine artık daha yakındır. Zamanla geçmişte yaşadığı acıların artık şimdi yaşayacağı mutluluk için ödenmiş bir bedel olduğunu anlar. Kişi artık ilahi ve dünyevi tarafını dengeye getirmeye çabalar. Kendisinde olan ruhani ve ilahi enerjiyi fark ederek etrafına aktarır. Artık ilişkilerinde merhamet ve şefkat bekleyen, arayan değil; içindeki merhametle, şefkatle, sevgiyle bunu etrafına saçan, yansıtan olur. Yazar: Dilan Yüksel @ruhsal_bilgelik_astroloji Karma ve Ezoterist Astrolog

Yorumlar (1)

S
Semra Genc 04.12.2025 01:26

Emegine saglik canim