Sevgili Levent Hocam, hoş geldiniz. Kozmik Enerji öğretisinde sizin rehberliğinizle yol alan bir öğrenciniz olarak bu söyleşiyi gerçekleştirmek benim için çok kıymetli ve mutluluk verici. Kozmik Enerji öğretisinde progressör olarak pek çok insana rehberlik ediyorsunuz. Okurlarımız için kendinizden ve bu yolculuktaki rolünüzden biraz bahseder misiniz? Öncelikle bu söyleşi için teşekkür ederim. Kozmik Enerji öğretisinde kendimi bir “öğreten”den ziyade, hatırlamaya eşlik eden bir progressör olarak tanımlıyorum. Bu yolculuk, başkalarına rehberlik etmeden önce kendi karanlığım, gölgem ve potansiyelimle yüzleştiğim uzun bir içsel süreçle başladı. Progressörlük; bilgiyi aktarmaktan çok, kişinin kendi öz bilgeliğini hatırlayabileceği alanı tutabilmektir. Benim rolüm, bu alanın güvenli, şeffaf ve yönlendirici bir şekilde açılmasına aracılık etmek. Kozmik Enerji öğretisi günümüzde “yeni nesil tekâmül öğretisi” olarak tanımlanıyor. Bu öğretiyi diğer spiritüel teknik ve yöntemlerden ayıran en güçlü ve ayırt edici yönler nelerdir? Kozmik Enerji’yi ayıran en temel şey, onu bir “motivasyon” ya da “iyi hissetme” diliyle değil, enerji-bilgi süreçleri üzerinden ele almasıdır. Burada “kanal” dediğimiz şey, uygulayıcıların tarif ettiği biçimiyle, sabit bir frekans düzeyine karşılık gelen bilgi bileşenidir. İkinci ayırt edici yön, sistemin “ben yaptım oldu” kolaycılığıyla değil, aşamalı bir eğitim ve sorumluluk mantığıyla ilerlemesidir. Bir öğrenci ilk aşamada alanla temas etmeyi öğrenir; sonrasında daha incelmiş katmanlar gelir ve burada zihinsel korunma, nötralizasyon, etik ve disiplin kritik hâle gelir. Üçüncü ayırt edici taraf ise şudur: Frekanslar kişiyi “kendiliğinden kutsal” yapmaz; niyeti gerçekleştiren araçlar gibi çalışır. Sonuç, büyük ölçüde operatörün alan kalitesine, disiplinine ve içsel durumuna bağlıdır. Kozmik Atlas kitabınız 14 Ağustos 2025’te yayımlandı. Yıllar içinde biriken bilgi ve deneyimlerinizi aktardığınızkitabınız Kozmik Atlas’ı bir “Living Book – yaşayan kitap”olarak tanımlıyorsunuz. Okuyucuların, yaşayan bir bilinç alanı olan bu kitabı okurken satır aralarında aktif hâle gelen bu frekans alanı sayesinde hücresel hafızalarında saklı bilgileri hatırladıklarını söylüyorsunuz. Bu durum, okuyucunun kendi gerçeğini hatırlama sürecine nasıl katkı sağlıyor? Kozmik Atlas yalnızca okunmaz; çalışır. Kitapta yer alan bilgi, zihinsel düzeyde değil; frekans düzeyinde aktive olacak şekilde kodlanmıştır. Okuyucu satır aralarında, kendi hücresel hafızasında kayıtlı olan bilgileri hatırlamaya başlar. Bu hatırlama, kişiyi “yeni bir şey öğrenmeye” değil, zaten bildiği bir gerçeği yeniden sahiplenmeye davet eder. Bu süreç şöyle işler; okuyucunun dikkatini ve niyetini belirli bir eksende topladığı için, metinle kurulan ilişki kişide bir farkındalık yoğunluğu üretiyor. İnsan alanı, dikkatin yoğunlaştığı yerde “kıvam” kazanır. Okuyucu satır aralarında, kendi yaşamındaki tekrar eden kalıpları, korkuları, kaçışları ve potansiyelleri daha net görmeye başlar. Bu “hatırlama”, dışarıdan eklenen bir bilgi değil; çoğu zaman içeride zaten var olan şeyin açığa çıkmasıdır. Bu yüzden Kozmik Atlas, “şifa vaadi”nden çok, okuyucuya kendi gerçeğini daha çıplak ve abartısız görme cesareti verir. Bu kitabın yazım süreci sizin için de bir hatırlama yolculuğu oldu mu? Kozmik Atlas’ın yazım süreci sizin için de bir içsel yolculuk oldu mu? Bu kitabın, bir “yaşayan kitap” olarak size kendinizle ilgili hangi gerçeği hatırlattığını paylaşır mısınız? Kesinlikle. Kozmik Atlas’ı yazmak, benim için de bir “hatırlama” süreciydi; ama zihinsel bir hatırlama değil, alanın içinde adım adım olgunlaşan bir hatırlama… Çünkü bu çalışmada bilgi, sadece aktarılmıyor; parampara mantığıyla bir süreklilik içinde, kişinin alanında “yaşanarak” yerini buluyor. Yazım sürecinde şunu çok net gördüm: Ben metni kurgularken bile, asıl “nihai ürün” dediğimiz şey oluşuyordu; yani niyetin, frekansın ve alan kalitesinin birleşip bir şeye dönüşmesi… Bu yüzden çoğu zaman “ben kitabı yazıyorum” değil, kitap beni eğitiyor duygusu baskındı. Bana en güçlü hatırlattığı gerçek şu oldu: Bilgi, sadece doğru cümleler kurmak değildir; bedenlenmediği sürece bilgelik olmaz. Tekâmül; en temelde kişinin bilincini ve frekansını yükseltme süreci olarak tanımlanabilir. Kozmik Enerji öğretisi de bu sürece güçlü katkılar sunuyor.Kozmik Atlas’ın, bilinç ve frekans yükseltme yolculuğunda okuyucuya nasıl bir rehberlik sağladığını biraz daha açar mısınız? Kozmik Atlas, okuyucuya hazır cevaplar vererek “ikna etmeye” çalışmıyor; okuyucunun kendi alanında bir konsantrasyon oluşturup doğru soruları duymasına yardım ediyor. Çünkü frekans yükselmesi, sadece “iyi hissetmek” ya da “pozitif düşünmek” değildir; daha çok, kişinin kendi hayatının gerçekliğini illüzyon ve abartı olmadan görerek bütünleşmesidir. Bu kitapta okur, bir yandan gölgesiyle yüzleşirken bir yandan da ışığını taşıma sorumluluğunu fark eder. Frekanslar, kişiyi otomatik olarak “harika” yapmaz; ama niyet vektörünü netleştirip, alan yoğunluğunu artırarak içsel dönüşüm için gerekli eşiği görünür kılar. Kozmik Atlas bu yüzden, bilinç yükseltmenin “teknik” değil, disiplinli bir hatırlama olduğunu gösteren bir rehberlik sunar. Kitapta geçen şu ifade oldukça çarpıcı:“Bizimle en çok savaşan karanlığımız değil, ışığımızdır.” Bu cümleyi biraz daha derinleştirerek bizimle paylaşır mısınız? Bu bağlamda ışıkla yüzleşmek neden bu kadar zor? Karanlık çoğu zaman tanıdıktır; savunmalarımız, kaçışlarımız, eski alışkanlıklarımız orada şekillenmiştir. İnsan, karanlığıyla yaşamayı öğrenir; hatta onu “normal” sanabilir.Ama ışık… Işık sorumluluk ister. Potansiyelini görmek, artık mazeretlerin arkasına saklanamamaktır. Üstelik ışık, yalnızca iyi özellikler değildir; alan kalitesini yükseltmek, niyeti saflaştırmak, etik ve disiplinle yaşamak demektir. Bu yüzden ışıkla yüzleşmek bazen karanlıktan daha sarsıcıdır. Kozmik Atlas’ın yaptığı şey tam da burada devreye girer: Okuru ürkütmeden ama net biçimde, “yaklaştırılmış” bir bilgiyle oyalanmadan, içsel kapılarını gerçekten açacağı eşiğe getirir. Birçok insan hayatının, niyetleriyle uyumlu akmadığını hissediyor. Kitapta bunun, belirli bir frekansa ulaşmakla ilişkili olduğunu; bu frekansın da hem geçmiş yaşamlarla hem de mevcut yaşam deneyimlerimizle bağlantılı olduğunu söylüyorsunuz. Okuyucuların niyetlerini tezahür ettirebilecek frekansa ulaşabilmeleri için neler önerirsiniz? Niyet kelimeyle değil, frekansla çalışır. Yani niyetin gücü, söylediğiniz cümlelerin güzelliğinden değil; o cümleleri taşıyan alanın yoğunluğundan ve kalitesinden gelir. Kişi geçmiş kayıtlarıyla, suçlulukla, bastırılmış korkuyla aynı frekanstayken niyet “askıda” kalır; çünkü alan, niyeti taşıyacak netliği ve konsantrasyonu üretemez. Bu yüzden ben hep şu sırayı öneririm: Önce alan temizliği ve arınma, sonra niyetin netleşmesi, ardından eylem ve süreklilik. Çünkü tezahür, bir “istek” değil; niyet vektörünün, disiplinin ve alan kalitesinin birleşmesiyle oluşan bir sonuçtur. Frekanslar burada araçtır: niyeti büyütür, konsantrasyonu artırır; fakat nihai ürünün sorumluluğu her zaman kişiye ve operatöre aittir. Kitapta, zihni eğitmediğimiz sürece potansiyellerimizi açığa çıkaramadığımızdan söz ediyorsunuz. Aynı zamanda, zihni eğitmemekle kaynağa bağlanamadığımızı; yaratım gücümüzü, potansiyelimizi ve yeteneklerimizi geliştiremediğimizi vurguluyorsunuz. Ancak “zihni eğitmek” kavramı çoğu zaman zihni susturmakla karıştırılıyor. Zihni eğitmek gerçekten ne anlama geliyor ve bu nasıl mümkündür? Zihni susturmak, çoğu zaman bastırmadır; bastırılan şey başka bir yerden geri döner. “Zihni eğitmek” ise onu yerli yerine koymaktır: Zihin araçtır, efendi değil.Kozmoenerji yaklaşımın-da, frekanslar operatörün alanında bir “konsantrasyon” yaratır; fakat asıl yük zihinsel olana düşer. Çünkü niyet vektörü, dağınık bir zihinle netleşmez.Bu nedenle zihni eğitmek; dikkat yönetimi, niyetin saflaştırılması, duygusal reaksiyonların izlenmesi, etik sınırların korunma-sı ve düzenli pratikle mümkün olur. Kısaca: Zihin susmaz; hizaya gelir. Kozmik Atlas’ın ilk bölümü 33 bölümden oluşuyor ve okuyucuya kozmik bir harita sunuyor.Bu ilk kısımda, farklı çalışmalarla alınmış alan bilgileri ve evrensel bilgiler yer alıyor. Bu bölümde okuyucuyu hangi bilinç alanları ve hangi tür kozmik bilgiler karşılıyor? Kozmik Atlas’ın ilk bölümü, dünyayı yalnızca nesnelerden oluşan bir yapı olarak algılayan sınırlı bilinçten, enerji & bilgi temelli bir gerçeklik algısına geçiş için tasarlanmış bir harita sunuyor. Burada okuyucuya aktarılan bilgiler, soyut spiritüel kavramlar değil; bilincin, enerji alanının ve yaşam deneyiminin birbiriyle nasıl iç içe geçtiğini gösteren temel farkındalık katmanlarıdır.Bu bölümde okuyucu; insan bilincinin nesnel dünyaya olan bağımlılığını, bu bağımlılığın enerji alanında nasıl dengesizlikler yarattığını ve farkında olmadan yabancı enerji-bilgi programlarıyla nasıl doldurulduğunu görmeye başlar. Enerji alanındaki eksiklikler, fazlalıklar ve durgunluklar; yalnızca bedensel değil, düşünsel ve duygusal düzeyde de ele alınır. Böylece “hastalık”, “bağımlılık” ya da “hayat tıkanıklığı” gibi olguların, tekil sorunlar değil, alan uyumsuzluğunun sonuçları olduğu anlaşılır. İlk bölüm aynı zamanda, bilincin hayatta kalma modundan çıkıp kendini gerçekleştirme alanına geçebilmesi için gerekli olan enerji seviyesi ve farkındalık eşiğini tanımlar. Okuyucu, kendini kurban konumunda görmenin ya da dışsal kurtarıcılar aramanın ötesine geçerek, kendi alanının sorumluluğunu alması gerektiğiyle yüzleşir. Bu kısımda sunulan kozmik bilgiler; bilincin, bedenin ve enerji alanının tek bir bütün olarak çalıştığını; gerçek aydınlanmanın ise hayali düşünce imgeleriyle değil, gerçekliğin çıplak ve abartısız kavranmasıyla mümkün olduğunu hatırlatır. Kozmik Atlas’ın ilk bölümü bu nedenle bir “öğretme” metni olmaktan çok, okuyucuyu kendi içsel dengesizliklerini görmeye ve bilincini yeniden yapılandırmaya çağıran bir başlangıç eşiğidir. Kitabın ikinci bölümünde, 66 Kozmik Enerji operatörünün gerçek hikâyeleri ve bu öğreti aracılığıyla yaşadıkları dönüşümler yer alıyor. Kozmik Enerji operatörü kimdir? Kimler bu yolu seçebilir ve bu sorumluluğu üstlenebilir? Kozmik Enerji operatörü, “enerjiyi yapan” kişi değil; saf akışın iletkeni olmayı öğrenen kişidir. Burada belirleyici olan şey yetenekten önce sorumluluk kapasitesidir. Bu yol; problemlerden kaçmak için değil, hayatın gerçekliğini illüzyon ve abartı olmadan kavramak için seçilir. Bu kavrayış, kişiyi çaresizlikten çıkarır; iç güç, sakinlik ve memnuniyet hâlini büyütür. Ayrıca operatörlükte temel bir ilke vardır: Aynı frekans grubuyla çalışan iki kişi, tamamen farklı sonuçlar alabilir. Çünkü “nihai ürün” yani operatörün alandan geçirip yapılandırdığı sentez operatörün alan kalitesine ve o anki hâline bağlıdır. Bu yüzden operatörün ana görevlerinden biri, bir “araç” olarak kendi alan kalitesini yükseltmektir. Kitabın bölüm sonlarında yer alan alan niyet cümleleri, ikinci bölümdeki operatör hikâyeleriyle birlikte sunulan niyetler ve gölgeyle yüzleşme soruları dikkat çekiyor. Okuyucular bu niyetleri ve soruları ruhsal yolculuklarına nasıl entegre edebilir? Bu çalışmalar, içsel dönüşüm süreçlerini nasıl kolaylaştırır? Niyet cümleleri bir “sihirli formül” değil; bir niyet vektörü oluşturur. Bu vektör, kişinin alan konsantrasyonunu artırır ve farkındalığı belirli bir doğrultuda toplar.Gölge soruları ise kişiyi “iyi hissettiren” cevaplara değil, hakikate yaklaştırır: Nerede kendimi kandırıyorum? Nerede kaçıyorum? Nerede gücümü başkasına devrediyorum?Okuyucu bu çalışmaları bir ritüele çevirmeden, haftalık bir düzenle (ör. bölüm sonu: niyet + 3 soru + kısa gözlem notu) uyguladığında, metin “kitap” olmaktan çıkar, kişisel bir pratik haritası hâline gelir. Son olarak, Kozmik Atlas’ı eline alan bir okuyucunun bu kitapla kurduğu ilişkinin, yaşam yolculuğunda nasıl bir eşik yaratmasını diliyorsunuz? Dileğim şu: Kozmik Atlas’ı eline alan bir okuyucunun, bu kitabı “okunup bitirilecek” bir metin olarak değil, kendi bilinciyle kurduğu canlı bir temas alanı olarak deneyimlemesi. Çünkü gerçek eşik, dışarıda yeni bir bilgiye ulaşmak değil; kişinin bugüne kadar taşıdığı yanılgıları, kaçışları ve hazır cevapları geride bırakıp, kendi gerçeğiyle temas etmeye cesaret etmesidir. Bu kitapla kurulan ilişki, okuyucuyu daha “iyi” ya da daha “pozitif” biri olmaya zorlamaz. Aksine, onu hayatın gerçekliğiyle; acısıyla, potansiyeliyle ve sorumluluğuyla birlikte görmeye davet eder. Eğer Kozmik Atlas bir eşik yaratacaksa, bu eşik şudur: Kişinin artık kendini kandırmadan, gücünü başkasına devretmeden ve kurtarıcılar aramadan kendi yolunun sorumluluğunu üstlenmeye hazır hâle gelmesi. Benim için en kıymetli eşik, okuyucunun kitabı kapattıktan sonra şu cümleyi içinden geçirebilmesidir: “Artık geri dönemem; çünkü hatırladım.” Sevgili Levent hocam verdiğiniz değerli bilgiler ve ayırdığınız kıymetli zamanınız için New Spirit ailesi ve okuyucuları adına çok teşekkür ederim. Röportaj: Nilgün KARACA
Yorumlar (1)
Dolu dolu bilgi akmış hem sorulardan hem de tabi cevaplardan ..çok büyük keyifle okudum..ilmine enerjine saglik canim kadin