Makale

BOĞA BURCU – MARİFETNAME’DEN SABIR VE SEBAT MENZİLİ

05 May 2026 6 dk okuma
BOĞA BURCU – MARİFETNAME’DEN SABIR VE SEBAT MENZİLİ
TOPRAK SÜKÛN BULUNCA HAYAT YEŞERİR BOĞA BURCU – MARİFETNAME’DEN SABIR VE SEBAT MENZİLİ Bazı menziller vardır insanı ileriye götürmez fakat insanı olduğu yerde derinleştirir. Adım attığını zannedersin ama aslında yere daha sağlam basmayı öğrenirsin. Koç’ta içten yükselen bir dürtüyle harekete geçen insan, Boğa menzilinde durur, nefeslenir ve attığı adımın ağırlığını hisseder. Bu duruş bir geri çekilme değildir aksine kök salmanın başlangıcıdır. Koç’un ateşiyle başlayan hareket Boğa’ da toprağa değdiği anda değişir. Hız yerini ritme bırakır. Atılım yerini yerleşmeye… Çünkü hayat yalnızca başlamakla ilerlemez. Devam edebilmekle derinleşir. Boğa burcu tam da bu devam edebilmenin, sürdürebilmenin ve sahip olduklarını koruyabilmenin menzilidir. Erzurumlu İbrahim Hakkı Marifetname’de Boğa burcunu toprak menzilinden sayar ve tabiatını “soğuk ve kuru” olarak tarif eder. Bu ifade ilk bakışta mesafeli ve ağır bir mizacı çağrıştırır. Oysa burada anlatılan duygusuzluk değil taşkınlıktan arınmış bir denge hâlidir. Toprak acele etmez. Gürültü yapmaz. Fakat taşıdığı her şeyi sabırla büyütür. Bu yüzden Boğa menzilinde insanın öğrendiği ilk şey sabır değil sabrın içindeki huzurdur. Toprak, kendisine bırakılanı hemen vermez. Bekletir. Olgunlaştırır. Zamanla dönüştürür. Boğa insanı da böyledir. Hızla başlayan şeylere güvenmez. Bir şeyi sevmesi zaman alır ama sevdiğinde kolay kolay vazgeçmez. Bu yüzden Boğa’ nın gücü hızında değil istikrarındadır. Fakat her kuvvet kendi gölgesini de içinde barındırır. Toprağın sükûneti her zaman huzur getirmez. Bazen fazla birikmiş ağırlık hareketi değil katılaşmayı doğurur. Boğa menzilinde sabır, yerini inada bırakabilir. Beklemek; direnmeye, sahip çıkmak; sahip olmaya dönüşebilir. İnsan elinde tutmak istediği şey uğruna giderek sertleşir. Değer verdiğini korumak isterken onu kaybetme korkusuyla daha da sıkı kavrar. İşte bu noktada Boğa’ nın gölgesi belirginleşir. İnat; burada sadece kararlılık değildir, geri adım atamama hâlidir. Kırgınlık; unutulmaz, zamanla derinleşir ve içte sessiz bir kine dönüşür. Maddeyle kurulan bağ güçlendikçe insanın iç dengesi zayıflar. Boğa’nın gölge hâlinde insan sahip olduklarını korumak uğruna gözünü karartır. Güvende kalma arzusu hırsa dönüşürken, toplamak, biriktirmek ve kaybetmemek isteği insanı kendi kurduğu düzenin esiri hâline getirir. Çünkü toprak fazlasıyla sıkıştığında artık beslemez, boğar. Marifetname’nin işaret ettiği ince denge tam da buradadır. İnsanı ayakta tutan şey sahip olduklarında değil, onlarla kurduğu ilişkide olduğunu anlamasında!! Boğa’nın aydınlığı sebat ve sadakattir. Gölgesi ise inat ve katılaşma. Onun güven verme hâli, zamanla sahiplenmeye dönüşürken, koruma isteği de kontrol etme ihtiyacına kayar. Toprak nasıl ki fazlasıyla sıkıştığında nefes aldırmazsa, Boğa da bazen kendi kurduğu düzenin içinde sıkışabilir. Bu yüzden Boğa menzilinde asıl imtihan, elde tutmak ile bırakmak arasındaki dengeyi kurabilmektir. Sabır, durağanlık değildir. Beklemek, hiçbir şey yapmamak anlamına gelmez. Hakiki sabır, insanın iç dünyasında taşkınlığa kapılmadan, sükûnetle var olabilmesidir. Boğa’ nın öğretisi de tam olarak budur. “ Kalbinde huzurla bekleyebilmek.” Bu menzilde sevgi de toprağa benzer. Gürültülü değildir. Gösterişli değildir. Ama derindir. Boğa’ nın aşkı hızlı başlamaz, zamanla kök salar. Bir ağacın toprağın altındaki görünmeyen kökleri gibi… Dışarıdan bakıldığında sessizdir ama aslında hayatın en güçlü bağlarını kurar. Bu sevgi sahiplenmekten çok sahip çıkmak ister. Sevdiklerini korur, besler, yanında tutar. Fakat burada da ince bir çizgi vardır. Boğa’ nın sevgisi bazen o kadar derinleşir ki, özgürlüğü unutabilir. Sevmek ile sahip olmak arasındaki sınır silikleşebilir. Güven verme isteği, karşı tarafı tutma ihtiyacına dönüşebilir. İşte bu noktada sevgi, besleyen bir güç olmaktan çıkıp ağırlaştıran bir bağ hâline gelir. Bu bağ bırakılmazsa Boğa’ nın tutunduğu köklerini çürütecektir. Çünkü burada sevgi, kök salmaktan öte zincire dönüşmüştür. Günümüz insanının hayatında ise bu menzil farklı bir şekilde kendini hatırlatıyor. Alıştığımız düzenlerin aniden değişmesi, güvende sandığımız şeylerin sarsılması, elimizde tuttuğumuzu zannettiğimiz şeylerin kayganlaşması… Sanki toprak yerinde duruyor ama altında bir hareket var. İşte bu hâl, Boğa’nın derin yapısına dokunan görünmeyen bir sarsıntıyı anlatır. Aslında içeride olan hareketlilik; eskiyenin, çürüyenin gitmesi gerektiğini ve yerine yenisinin geleceğinin habercisi olduğunu söylemek ister. İnsan bu zamanda fark etmelidir ki asıl güven dışarıda kurduğumuz düzenlerde değil içimizde kendimizle kurabildiğimiz dengededir. Boğa burcu bu yüzden yalnızca sahip olmayı değil değer bilmeyi öğretir. Bir şeyi elde etmekten çok, onunla nasıl ilişki kurduğunu sorgulatır. Çünkü gerçek zenginlik dışarıda biriktirilen şeylerde değil içeride o birikenlerden aldığın öğretilerle kurulan huzurdadır. Koç menzilinde atılan adım Boğa’da anlam kazanır. Çünkü hareketin değeri sürekliliğiyle ölçülür. Başlamak bir cesarettir fakat sürdürebilmek bir olgunluktur. Toprağın en büyük sırrı da burada saklıdır. Başlatılanı; Hem tutar hem bırakır. Hem besler hem sınırlandırır.. Ve öğretir insana; Tutmakla her şeyin güçlenmediğini. Tutunmanın bazen zayıflık olduğunu. Toprak altında büyüyen kökün, Aslını, yukarıya taşıdığı kadar da aşağıya çektiğini. En çok yoranın; Sahip olmak değil bağlandığına bağımlı olmak olduğunu. En acısının ise; Görülmesidir, zorla tuttuğu dalların elinde çürüdüğünü.. Ve bu menzil sessizce sorar insana: Tutmak mı? Tutunmak mı? Sevgiyle ve Aşkla MasivA

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!