Makale
MASALLARIN SİHİRLİ DİLİNİ KONUŞAN KADIN NAZLI ÇEVİK AZAZİ İLE RÖPORTAJ
MASALLARIN SİHİRLİ DİLİNİ KONUŞAN KADIN NAZLI ÇEVİK AZAZİ İLE RÖPORTAJ
Sinem Kaya: Kıymetli New Spirit okurları, bu sayıda sizin ve çocukluğunuzun elinden tutup, Kafdağı’nın ardına götürmeyi vadediyoruz. Masalların az bilinen ve çok özlenen diyarından bir konuğumuz var. Kendisi SEİBA Uluslararası Hikâye Anlatıcılığı Merkezi kurucularından Nazlı Çevik Azazi. İçimden bir ses, onun buğulu ve derin derin bakan gözlerini gördükçe kendisine masal kadın diye hitap etmemi fısıldıyor.
Nazlı Çevik Azazi, Munzur Dağlarının eteklerinde doğmuş yaratıcı ve oldukça üretken bir kadın. Bu dağların diğer isminin Mercan olduğunu öğrenince gülümsedim, mercan yaratıcılık ve bereketin sembolü olarak da kullanılan kırmızı bir taş. Kendisini sosyal medyada ve masallarını anlatırken kırmızı tonlarda kıyafetler içinde görmek oldukça sıcak bir karşılama hissi veriyor bana.
Nazlı hanım 17 yaşında girdiği İstanbul Üniversitesi, Veteriner Hekimlik Bölümü’nü kendi tabiri ile uzatmalı olarak bitiyor. Sebebi fakülte derslerini asıp tiyatro ve dans çalışmalarına gönülden zaman ayırması. Çanlar kendisi için çalmaya başlayınca, Almanca öğrenip, Berlin’e gidiyor. Berlin Sanat Üniversitesi’nde önce Tiyatro Pedagojisi yüksek lisansı daha sonra burslu olarak Sanatsal Anlatım-Eğitimde ve Sanatta Hikâye Anlatıcılığı bölümünü bitiriyor. Felsefe ve psikoloji alanında sayısız eğitimleri, çalışmaları mevcut. 2015 yılında, 35 yaşındayken iki öğrencisi ile SEİBA Uluslararası Hikâye Anlatıcılığı Merkezi’ni kuruyor. Merkezinde şifahi anlatı sanatı alanında çeşitli projeler, eğitimler ve buluşmalar yapmaya başlıyor. Kendisi de hem bir yazar hem de masal anlatıcısı.
Hoş geldiniz Nazlı Hanım, teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederek başlamak isterim. Sizin Türk Hava Yolları, Nestle, Gratis, Boyner gibi birçok bilinen marka ile masal anlatı etkinlikleriniz de oluyor. Biz de sizinle ne mutlu bana ki kurumsal hayatımdan, bir Avrupa Birliği Projesinden tanışıyoruz. Bize çok dilli masallar anlatmanız ve masalların gücünü konuşmak için sizi bir Dil Forumuna davet etmiş, gençlerle buluşturmuştuk. O gün sahnedeki enerjiniz, herkesi kucaklayan dinamik anlatınız halâ gözlerimin önündedir. Engin deniz özgeçmişinizden bir miktar aktarmaya çalışmış olsam da sizi sizden de dinlemek isteriz. Kişinin kendisini anlatması da bana sorarsanız masalın bir parçası.
Nazlı Çevik Azazi kimdir?
Nazlı Çevik Azazi: Kendimi tek bir cümleyle anlatmam gerekse, “hikâyelerin izini süren biri” derim. Ama bu iz sürme hali bir meslekten çok bir yaşam biçimi. Benim yolum doğrusal olmadı; veterinerlikten tiyatroya, danstan masala ve hikâye anlatıcılığına uzanan bir yol… Geriye dönüp baktığımda, hepsinin aynı soruya hizmet ettiğini görüyorum: İnsan nedir? Ve insan kendini nasıl anlatır?
Masallar benim için bir ifade biçimi değil sadece, bir bilme yolu. Dünyayı anlamanın, insanın kendi içine dönmesinin, hakikate yaklaşmasının yollarından biri.
Sinem Kaya: Babanızın da bir masal anlatıcısı olduğunu sonradan fark etmenizden etkilendim. Özellikle de babanızdan masal dinlememiş olmanızdan. Paylaşmak ister misiniz bu hikâyeyi? Neden böyle oldu sizce? Ve babanızdan masal dinlemiş olsa idiniz bu size ve mesleğinize nasıl yansırdı?
Nazlı Çevik Azazi: Sanılanın aksine bu bağı kurduğum kişi babam değil, dedemdi; kendisi bir masal anlatıcısıymış. İşin ilginç yanı, bunu çok sonraları öğrendim. Berlin’deki eğitimlerim sırasında hikâye anlatıcılığı sanatı ile karşılaşıp bu işi meslek olarak yapmaya karar verdiğimde, babam bana dedemin bu yönünü anlattı. İlk duyduğumda gerçekten çok büyük bir şaşkınlık yaşamıştım.
Dedem, ben 14 yaşındayken vefat etti. Ancak bana ya da kardeşlerime hiç masal anlatmadı; benim hatırladığım çocukluk dönemlerimde biraz agresif bir yaşlıya dönüşmüştü. Oysa geçmişte, köyün en büyük salonuna sahip olan evinde insanlar toplanır, günlerce süren hikâyeler dinlermiş ondan. Hatta çevre köylere de anlatmaya gidermiş. Dedemin aslında profesyonel bir hikâye anlatıcısı olduğunu ve benim bu anlatılardan mahrum kaldığımı öğrenmek beni hem çok şaşırtmıştı hem de derinden üzmüştü.
Onun emanetini bizzat kendisinden devralmayı, hikâyelerini dinleyip anlatabilmeyi çok isterdim. Hikâye anlatırken takındığı tavrı, duygularını o anlatılara nasıl aktardığını, onlara nasıl anlam verdiğini gözlemlemeyi; kısacası dizinin dibinde oturup ona çıraklık yapmayı çok isterdim. Eğer böyle olsaydı, bu mesleği bir akademide teorik olarak öğrenmeden önce, aileden gelen doğal bir mirasla harmanlamış olacaktım.
Peki, bu durum mesleği yapış biçimimde bir fark yaratır mıydı? Bundan çok emin değilim. Mutlaka bir şeyler değişirdi ama ne olurdu inan bilmiyorum. Çünkü ben hangi yolla öğrenmiş olursam olayım, bu mesleğe gönülden bağlıyım. Bu bağ beni çok güçlü bir adanmışlığa itiyor. Bugün de bu mesleğe değer katabilmek, ona katkı sunabilmek için elimden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorum.
Sinem Kaya: Bildiğim kadarıyla farklı dillerde de masal anlatıyorsunuz. Bu sizde, duygu olarak fark yaratıyor mu? Örneğin ana dilde masal anlatmanın tadı başka der misiniz yoksa fark etmiyor mu? Dil ile konuya girmişken masal dinlemeyi her toplum sever mi? Az ya da daha çok sevenler var mı? Böyle bir ayrım varsa bunu neye bağlıyorsunuz?
Nazlı Çevik Azazi: Evet, ben hem Almanca hem de Türkçe masal anlatıyorum. Bu sanatı Almanya’daki eğitimlerim sırasında öğrendiğim için ilk sahne dilim Almanca oldu. Uzun bir süre sadece Almanca anlattıktan sonra Türkçe anlatmaya başladığımda açıkçası biraz zorlandım. Neden derseniz, doğaçlama hikâye anlatıcılığına Almanca dilinde aşina olmuştum ve zihnimdeki imgeleri sözel olarak ifade etme kolaylığı bende Almanca ile şekillenmişti. Uzun süre yalnızca bu dilde anlatınca, haliyle o yönümün 'anlatı kası' daha çok gelişti. Dolayısıyla Türkçe anlatıma geçmek, benim için zihinsel bir adaptasyon ve bir geçiş dönemi gerektirdi. Ancak zamanla bu ritme de alıştım ve kendi dil dünyamda dengeyi buldum.
Aslında hangi dilde anlatırsanız anlatın, hikâye anlatıcılığının sözlü anlatımda öncül bir koşulu var: Anlattığınız masalın imgelerini zihninizde çok canlı bir şekilde görebilmek, duyabilmek ve o dünyayı yaşayabilmek. Karakterin duygularını kendi bedeninizde hissetmelisiniz. Yani anlattığınız hikâye aslında içinizde canlı bir film gibi akmalı, siz de sadece ona aracılık etmelisiniz.
İkinci aşamada ise bu içsel olarak yaşadığınız canlı imge dünyasını bir dil kullanarak dışarıya aktarırsınız. Burada sadece sözcüklerden bahsetmiyorum; sözlü anlatıda kullandığımız bakışlar, jestler, mimikler, sessizlikler, mekân kullanımı ve ritim gibi evrensel diller de devreye girer. Bu evrensel diller hangi dilde anlatırsanız anlatın değişmez. Fakat iş Almanca ve Türkçe arasındaki yapısal farklara gelince anlatış biraz farklılaşıyor. Çünkü dillerin mantığı ve düşünme yolları farklı. Örneğin; Almanca’da bir durumu tarif etmek için birkaç kelime ya da kısa bir cümle yeterliyken, aynı durumu Türkçe’de o duygu dünyasını tam yansıtabilmek için belki bir paragrafla, 5-10 cümleyle anlatmanız gerekir. Yine de günün sonunda ifade yolları değişse bile, özünde o anlatı değişmiyor; dilden bağımsız, evrensel bir noktada buluşuyor.
Bu evrensellikten yola çıkarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bence her toplum, her insan hikâye dinlemeyi sever. Çünkü insan, hikâyelerle düşünen ve hikâyelerle var olan bir canlı. Toplumlar da öyle... Zamanla hikâyelerin anlatılma biçimleri değişse de anlatıcılığın özü hep aynı kalıyor. Tiyatro, dans, roman, sinema, diziler... Bunların hepsi aslında hikâye anlatımının farklı formları. Bugün de insanların çok farklı formlarda bu hikâyelerle muhatap olmaya devam ettiğini görüyoruz. İnsanlar hikâyeler üzerinden hayatla bağ kuruyor, kendilerini anlamlandırıyor. Form ne kadar değişirse değişsin, hikâye anlatıcılığı kalıcıdır; çünkü hikâyeler insanın en temel düşünme modellerinden biridir. Bu yüzden topluluklar hikâye dinlemeyi, anlatmayı ve onlarla bağ kurmayı her zaman sevecektir sanırım.
Sinem Kaya: Hangi temalarda masallar anlatmayı seviyorsunuz? Dinleyiciler açısından hangileri daha çok ilgi çekiyor?
Nazlı Çevik Azazi: Aslında masalların her türlüsünü çok seviyorum ama seçimlerim masalı anlatacağım kitleye göre şekilleniyor. Eğer çocuklara, özellikle de 6-7 yaş altındaki küçük gruplara anlatıyorsam, zincirleme masalları ya da hayvan masallarını seçmeyi tercih ediyorum. Daha büyük yaş gruplarında ve yetişkinlerde ise peri masallarını anlatmaktan büyük keyif alıyorum. Ayrıca yetişkin gruplarıyla bilgelik hikâyelerini paylaşmayı da çok seviyorum.
Peri masalları içerisinde beni en çok cezbedenler; kahramanın o büyük değişim ve dönüşüm yolculuğuna tanık olduğumuz masallar. Kahramanla birlikte hayal kurduğumuz, ümitlendiğimiz, yeri geldiğinde hayal kırıklığına uğrayıp zorlandığımız hikâyeler bunlar... Karanlık mağaralardan geçilen, ejderhaların karnından yeniden doğulan, adeta ölüp ölüp yeniden dirildiğimiz o dönüm noktası sahnelerini anlatmayı çok seviyorum.
Çünkü ben bu masallarda hep kendimden, kendi yolculuğumdan bir parça buluyorum. Biliyorum ve hissediyorum ki, ben kendimden bir şey bulduğumda dinleyicim de kendisinden bir şeyler buluyor. En nihayetinde bu peri masalları, insanın ruhsal dönüşümünü sembolik bir dille o kadar güzel anlatıyor ki... Bu yüzden o sembollerin izini sürmeyi ve bu masalları aktarmayı çok seviyorum.
Sinem Kaya: SEİBA’da neler yapıyorsunuz? Size ne için ulaşabilirler?
Nazlı Çevik Azazi: SEİBA Uluslararası Hikâye Anlatıcılığı Merkezi, bundan 11 yıl önce kurduğumuz uluslararası bir oluşum. Merkezimizin odağında her zaman sözlü anlatı geleneği yer alıyor ve tüm çalışmalarımızı bu köklü gelenek üzerine inşa ediyoruz. Burada profesyonel hikâye anlatıcıları yetiştiriyor, uluslararası düzeyde eğitimler ve programlar tasarlıyoruz.
Faaliyet alanlarımız oldukça geniş: Kurumlara ve şirketlere hikâye anlatıcılığı ve hikâyeleştirme eğitimleri verirken; eğitim kurumları, okullar, öğretmenler ve öğrenciler için de özel projeler tasarlayıp uyguluyoruz. Kurumsal iş birlikleriyle festivaller, şenlikler ve masal günleri organize ediyor, tüm bu süreçlerin sahada uygulamasını üstleniyoruz. Kısacası, hikâye anlatıcılığı alanına değer katacak ve bu sanatı geleceğe taşıyacak her türlü fikri, planı ve projeyi üretip hayata geçiriyoruz.
Tüm bunları yaparken topluluğumuzun da giderek büyüdüğünü görmek gurur verici. Şimdiye kadar Türkiye’de binlerce kişiye eğitim verdik ve bu insanların bugün hikâye anlatıcılığı alanında birer sözcüye dönüştüklerini izlemek bizi tarif edilemez bir şekilde mutlu ediyor. Bizimle bağ kurmak veya projelerimize dahil olmak isteyenler bize Instagram adresimizden, internet sitemizde yer alan e-posta adresimizden ya da telefon numaramızdan rahatlıkla ulaşabilirler.
Sinem Kaya: Ayırt etmesi belki biraz zor olacaktır ama yine de şansımı denemek isterim. Masal yazmak mı anlatmak mı daha zor ve hangisi sizin ruhunuza daha uygun?
Nazlı Çevik Azazi: Ben aslında her ikisini de yapıyorum hem sahnedeyim hem masanın başında. 7'den 77'ye her yaştan toplulukların karşısına geçip masallar anlatıyorum. Bunu hem Türkiye’de hem de dünyanın farklı ülkelerinde yapıyorum. Diğer yandan da çok sevdiğim o geleneksel masalları alıp, kendi imge dünyamda yeniden mayalıyor, ruhumda demlendiriyor ve dilimin olanakları ölçüsünde yeniden kaleme alıyorum. Burada bir şerh düşmek isterim: Benim masal yazımlarım sıfırdan uydurduğum hikâyeler değil. Zaten gelenekte var olan masalları, kendi dünyamı ve kendimi katarak yeniden yazıyorum.
İkisini de çok seviyorum ama dinamikleri birbirinden tamamen farklı. Sözlü anlatıda kalabalıklarla bir aradasınız ve o hikâyenin ortaya çıkabilmesi için dinleyiciye muhtaçsınız. Dinleyicinin tepkilerini, göz temasını, aradaki o sıcak etkileşimi dikkate alarak hikâyeyi o an, orada doğurmak zorundasınız. Ben o 'birliktelik' halini, o ortak enerjiyi çok seviyorum.
Yazarken ise durum tam tersi; yapayalnızsınız. Kendi imge dünyanızla ve dilinizle baş başa kalıyorsunuz. Yazarken bazen çok zorlanıyorum, kendimle çok boğuşuyorum. Özellikle sözlü anlatının getirdiği dil kalıplarını farkında olmadan yazıya geçirdiğimi yakalıyorum bazen. Oysa yazının doğası farklı, orada tamamen yazılı dilin olanaklarını kullanmak gerekiyor. Bu durum beni zaman zaman zorlasa da kendimi geliştirmek için üzerine sürekli çalıştığım bir konu. Benim için biri daha kolay, diğeri daha zor değil. İkisi de çok güzel, ikisinin de kendine has, büyüleyici ve çok keyifli halleri var.
Sinem Kaya: Nazlı Hanım, bu keyifli röportaj için size kendim ve dergimiz New Spirit adına tekrar teşekkür ederim. Bu teklifi size getirirken amacım masallara en güzel kıyafetleri giydiren sizin, sesi, kelimeleri ve beden diliyle ruhsal bir iş yaptığınızı düşündüğüm içindi. Sizi kendi okurlarımıza da tanıtmaktan mutluluk duyuyorum.
Nazlı Çevik Azazi: Ben teşekkür ederim.
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!