SESSİZ DÖNÜŞÜM İçsel Değişim ve Terapi Odasındaki Sessiz Anlar Bazen yaşam, büyük ve belirgin değişimlerle gelir; bazense sessiz bir dönüşümle. Gözle fark edilmeden, usulca bir değişim başlar. Çoğu zaman kelimelerle ifade edilemez ama derinden hissedilir. Psikolojik anlamda da bu tür dönüşümler, dışarıdan görülen hızlı veya ani değişimlere benzemez. İçsel dünyamızda fark ettiğimiz ya da etmediğimiz alanlarda işler, usulca akar. Bu tür bir değişim, bir kırılma noktasından değil, sessiz bir kabulden doğar. Düşünceler, duygular, anılar ve geçmiş deneyimler yerli yerine oturmaya başlar ve biz zamanla yeniden şekilleniriz. Bu yazıda, sessizliğin ve kişisel dönüşümün nasıl iç içe geçtiğine değineceğim. Dış dünyadaki değişimlere odaklanırken, bazen en önemli dönüşümlerin içimizde çoktan başlamış olduğunu unuturuz. Sessiz dönüşüm tam da budur: Yeni bir “ben” yaratmak. Bu içsel süreç, dış dünyadaki büyük değişiklikleri bile fark etmeden geçirebileceğimiz kadar derindir ve asıl etkisi en çok bizi içeriden şekillendirmesinde yatar. Bu bazen deniz yüzeyinde durgun görünen bir suyun, derinlerde güçlü akıntılar taşımasına benzer; gözle fark edilmeyen ama içten içe şekillendiren bir hareket vardır. İçsel dönüşümde en önemli adımlardan biri farkındalıktır. Ancak burada kastettiğim, yalnızca geçmişi anlamak değil; şimdiyi, düşüncelerimizi ve duygularımızı derinlemesine gözlemleyebilmektir. Bu, çoğumuz için zorlayıcı olabilir; çünkü ruhsal değişim, çoğu zaman rahatsız edici bir süreçtir. Ancak bu rahatsızlık, kişisel büyümenin ayrılmaz bir parçasıdır. Psikolojik dönüşüm, bazen bir terapistle yapılan seanslarda daha belirgin hale gelir. Terapötik süreç, kişinin düşüncelerini sesli dile getirmesiyle, iç dünyasının derinliklerine yolculuk etmesine olanak tanır. Travmalarla yüzleşmek, geçmişin gölgesinden sıyrılmak, kişisel sınırlamaları aşmak gibi deneyimler, bireyi yeniden inşa eder. Tüm bunlar genellikle sessiz ama köklü bir yeniden yapılanmadır. Geçmişinden bir parça bırakırken, yeni bir kimlik inşa eden kişi, değişimin tam merkezindedir. Bu süreçte çevremizden aldığımız geribildirimler de oldukça değerlidir. Başkalarının değişimimizi fark etmesi, bazen bizim de içsel dönüşümümüzün farkına varmamızı sağlar. Ancak bu fark ediş, dışarıdan gelen yargılarla değil; sevgi ve anlayışla desteklenen geri bildirimlerle mümkün olur. Zira içsel değişim, ancak kendimizi bulduğumuz ve kabul ettiğimizde sağlıklı bir şekilde açığa çıkar. Değişim yolculuğu çoğu zaman kendini yargılamakla başlar; oysa gerçek dönüşüm, bu yargıların ötesine geçebilmeyi gerektirir. Kendi hatalarımızı ve eksiklerimizi kabul edebilmek, aslında en büyük cesarettir. Çünkü değişim, kabullenmeyle başlar. Sessiz dönüşüm, hayatın doğal bir parçasıdır ve çoğunlukla gözle görünmeyen bir süreçtir. Ancak bu görünmezlik, dönüşümün ne kadar sağlam ve derin olduğunu da gösterir. Kendini anlama, içsel farkındalık, kabullenme ve sevgi dolu bir yaklaşım; sessiz dönüşümün temel taşlarıdır. Terapötik süreç yalnızca bir sorunu çözmek değil, aynı zamanda kendini keşfetmek ve yeniden inşa etmektir. Bu dönüşüm bazen en zor anlarda gerçekleşir ama sonunda daha güçlü bir benlik sunar. Bu içsel yolculuğun en dikkat çekici alanlarından biri de çoğu zaman sıradan görünen seans anlarıdır. “Hiçbir şey olmayan” seanslar aslında birçok şeyin hazırlandığı alanlardır. Tıpkı bir tohumun toprak altında sessizce kök salması gibi… Gözle görünür bir hareket olmasa da yerin altında bir şeyler olur. Bazen duygular yerleşir, bazen bir düşünce kıpırdanır, bazen sadece “orada olabilmenin” iyileştirici gücü çalışır. Bu sessizlik anları, terapistin de sınandığı anlardır. Müdahale etmeden, çözüm sunmadan, o “yapma” halinden çıkıp sadece eşlik edebilmeyi göze almak… Çünkü bazen sadece orada olmak yeterlidir. Psikoterapi, yüksek sesle yapılan bir iş gibi görünse de esas dönüşüm çoğu zaman sessizlikte saklıdır. Bir danışanın her hafta yeniden gelmeyi seçmesi, her defasında yeniden bağ kurmak istemesi zaten başlı başına bir güvendir. Dönüşüm, o güvenin ritmiyle yavaşça örülür. Sessiz dönüşüm; büyük sözlerin, dramatik yüzleşmelerin değil; küçük adımların, boşlukların ve bekleyişin içinden doğar. Terapi sürecinin en görünmez ama en güçlü alanı tam da budur: hiçbir şey gibi görünenin içinde olan her şey. Bu dönüşüm yolculuğunda herkesin kendi temposunu izlediğini unutmamak gerekir. Kimisi hızlıca değişirken, kimisi bu dönüşümü yıllar sonra fark eder. Önemli olan, sürecin kendi hızında akmasına izin vermek ve her adımda kendimize nazik davranmaktır. Çünkü en büyük değişimler, çoğu zaman hiçbir şey olmuyormuş gibi hissettiren anların içinde filizlenir. Psikolog Tuba DİK Aile Danışmanı, Oyun Terapisti
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!