MERKÜR YAYDA ZAMANIN KALİTESİNDEN VESTA’ YA BAKMAK…. Hayatımızda bazı cümleler vardır ki, ilk duyduğumuz anda zihnimizde bir kapı aralanır, sonra bu cümle ruhumuzda derin bir kavşağa dönüşür. Geçen yıl, uzun bir sohbetin gölgesinde böyle bir cümleye denk gelmiştim: “Her şey yolunda.” Ben bu cümleyi duyduğum vakit, ironi bu ya, o an hiçbir şey gerçekten yolunda da gitmiyordu; lakin bu söz bana bir iyimserlik gibi gözükmüyordu İnsan genelde böyle zamanlarda karşı tarafı hep Polyanna olarak algılasa da ben ilk defa tebessüm etmekle yetindim. Çünkü cümle tüm inançsızlığıma rağmen kale duvarı gibi duruyordu karşımda. Uzaklığın çok olduğu, kilometrelerin araya saat farkıyla mıh gibi çivilendiği bu sohbet esnasında, inancımı yitirdiğim konularla ilgili bir kendine gel cümlesinin girişi gibiydi “ Her şey yolunda “ ve içimdeki dağınıklığın ortasına bırakılmış bir çapa gibi duruyordu karşımda. Telefonu kapandıktan sonra o cümlenin yankısı zihnimin duvarlarında dolanmış, dilime tekrar tekrar düşmüştü: Her şey yolunda… Belki de o cümle, içimde sessizce yanmakta olan bir ateşin farkına varmamın ilk işaretiydi. Peki neydi bu ateş ve neyi göstermekteydi bana. Eski zamanlarda, dünyanın gürültüsü henüz bu kadar ağır değilken, insanların kalpleri gökyüzünün ritmine daha yakındı. O çağda ateşi koruyanlar vardı; sadece evlerinin ateşini değil, dünyanın öz ateşini. Onlara Vesta’nın kızları denirdi. Sessiz yürür, az konuşur, çok bilirlerdi; çünkü onların en büyük öğretmeni söz değil, zamandı. Tapınağın en iç odasında hiç sönmeyen bir ateş yanardı. Ne rüzgâr onu üfleyebilir, ne gece onu söndürebilirdi. Alevin üzerinde gölge olmazdı; çünkü orası hakikatin kapısıydı. Rahibeler bilirdi ki ateşe yaklaşmak, bir kalbin kapısına dokunmak gibidir; herkes ısınmak ister ama herkes ateşe yaraşmaz. Rivayete göre, tapınağa yeni katılan genç rahibeye en eski rahibe şöyle söyler : “Ateşi korumak kolaydır; asıl zorluk ateşe yaklaşanın neyi beraberinde getirdiğini bilmektedir. Çünkü herkes ışığı ister ama herkes ışığın yükünü taşıyamaz.” Genç rahibe yıllar içinde bu sözün derinliğini anlamaya başlamıştı. Zaman geçtikçe sınavın dışarıdan gelenle değil, ateşin çevresinde duranla ilgili olduğunu fark etmişti. Çünkü kutsal olanı korumak yalnızca alevi değil, o ateşin etrafındaki kalbi bağı ve sorumluluğu da gözetmeyi gerektiriyordu. Ve gerçek koruyuculuk, ateşi diri tutmak kadar, onu söndürecek davranışlardan ve niyetten kendini sakınmayı da içeriyordu. Bir ateşe yaklaşan her dokunuş masum değildir; kimi yakar, kimi besler. Bu yüzden ateşi korumak, aslında o ateşi çaldırmamak; emeğini, zamanını ve öz ışığını sahipsiz bırakmamaktır. Bu iki rahibe aslında iki ayrı insan değil, ruhun iki ayrı yüzüdür: biri bugün öğrenen tarafımız, diğeri geçmiş deneyimlerin içimizde bıraktığı sessiz bilgeliktir. Ben bugün bu yazıyı yazarken gökyüzü de aynı eski öğretinin yankısını taşıyordu. Merkür Yay burcunda ilerlerken evren yüksek bir ihtarla sesleniyor: Hakikat sözle değil, duruşla sınanır. Modern çağın haksızlığı artık yalnızca bir eşyanın çalınması değildir. Birinin beklentisini sahiplenip karşılığını vermemek, dikkatini talep edip sonra yokluğa düşmek, bir kalbi geçici bir durak gibi kullanmak da bir hırsızlıktır. Çünkü evrenin terazisinde en büyük değer insanın ömrüdür. Birinin zihnini, güvenini, vaktini boşa harcatmak da onun ömründen çalmaktır. Böyle zamanlarda Vesta’nın sesi daha berrak duyulur. Onu mitlerin gürültüsünde değil, sessizliğin en derin yerinde duyarsın. Onu ihtişamıyla değil, sadakatiyle tanırsın. Ateşi koruyan rahibeler yalnızlıklarından değil, arınmışlıklarından güç alır; onların sessizliği bir kaçış değil, bir sözleşmedir. Ateşi korumak bir kudret gösterisi değil, bir emaneti taşımaktır. Çünkü ışık ancak sorumlulukla yaşar. Kutsala sahip çıkmayan, kutsalın ateşinden mahrum kalır. Vesta’nın özü yalnızca bir tapınağı değil, insanın içindeki düzeni, bir gönlün huzurunu, bir ilişkinin ritmini koruma iradesini temsil eder. Bu yüzden Vesta dışarıdan bakıldığında bir mitoloji figürü gibi görünse de aslında içimizdeki küçük ama ebedî bir odadır; ne olursa olsun sönmemesi gereken bir alan. Doğum haritasında Vesta’yı tetikleyen hipotetik noktalar bu ateşin sınav temasını dramatik biçimde görünür kılar. Vertex’le teması kaderi ateşin kapısına çeker; kişi bir seçimle ya yanar ya da dönüşür. Antivertex’te ateş dışarıdan gelen bir temasla tetiklenir. Lilith birleşimi iç gölgelerin ateşi zorlamasına, kişinin kendi karanlığıyla yüzleşmesine neden olur. Güney Ay Düğümünde Vesta geçmişten gelen sadakat sınavlarının yeniden önüne konmasına yol açar; kişi eski bir borcu ödemek ister gibi hisseder. Chiron teması ise ateşin hem yarayı hem şifayı aynı anda taşıdığı noktadır; kişi hem yanar hem iyileştirir. Hades, Cupido, Zeus gibi noktalar Vesta’nın ateşini kimi zaman yeraltı bilgeliğiyle, kimi zaman ilişkilerdeki sadakat temasında, kimi zaman da ilahi düzenle ilişkilendirir. Vesta’nın bu polarizasyonu kişiye şunu öğretir: Ateşi taşımak ile ateşte yanmak arasındaki çizgi çok incedir. Vesta’nın burç ve ev yerleşimleri de bu iç ateşin hangi alanda şekillendiğini anlatır. • Koç birinci evde ateş bağımsızlıkla parlar; kişi kendi yolunu açmak zorundadır. • Boğa ikinci evde iç ateş değerler, üretim ve güvenle güçlenir. • İkizler üçüncü evde iletişim, bilgi ve söz ateşin tapınağıdır. • Yengeç dördüncü evde aile ve kökler ateşin alanıdır. • Aslan beşinci evde yaratıcılık ateşi büyütür. • Başak altıncı evde emek, hizmet ve düzen ateşi rafine eder. • Terazi yedinci evde ilişkiler ateşin terazisidir. • Akrep sekizinci evde ateş gölgeleri yakarak dürüstlük ve sadakat sınavı yaratır. • Yay dokuzuncu evde inanç ve anlam ateşi besler. • Oğlak onuncu evde ateş görev bilincine dönüşür. • Kova on birinci evde ateş özgün fikirlerle parlar. • Balık on ikinci evde ateş görünmez ama derin bir tapınakta yanar; içsel teslimiyet ateşi güçlendirir. Tüm bu yerleşimler kişinin iç ateşi nasıl taşıdığını gösterirken, o ateşin zaman içinde nasıl sınanacağını ise bambaşka bir güç belirler: Satürn. Çünkü içsel ateşin yönü, parlaklığı ve dayanıklılığı en çok zamanın elinde yoğrulur; zaman ise Satürn’ün sessiz ama kesin terazisidir. Astrolojide Vesta’nın Satürn ile birleştiği doğum haritaları bu gerçeğin dünyadaki somut karşılığı gibidir. Bu kişiler için bir ilişkinin adı değil, ahlakı önemlidir; bir gönüle girmek, bir söz vermek, bir zamanı paylaşmak onlar için sıradan bir eylem değil, neredeyse kutsal bir taahhüttür. Zamanlarına, ruhlarına, bağlarına bir tapınak gibi davranırlar. Kapılarını açtılarsa sahip çıkarlar; söz verdilerse yaşarlar. Bu yerleşimin temel öğretisi şudur: Bir kalbe girmek bir haktır; o kalbi yok saymak ise bir borçtur. Ruh, emanetle beslenir; sadakat gösterilmezse ateş söner. İşte bu yüzden bu kombinasyonu taşıyanlar için sorumluluk bir yük değil, bir şereftir. Zaman, dünyanın en eski sarrafı. Kimi zaman bizi bir bozuk para gibi harcar; kimi zaman verdiğimiz kararlarla ışıltımızı tarihe işler. Teknolojinin insanı hızla tükettiği bu çağda, bir cümlenin kaderimize nasıl sirayet edebileceğini düşünürken size şunu sormak isterdim: “Her şey yolunda” cümlesi size ne hissettiriyor? Bu sorularla yürürken içimde başka bir imge Vesta’nın kapısını araladı: İnsanın içinde var olan o inanç ateşi… Ruhun iç mâbedinde gizli duran, hiç sönmeyen o alev. Çünkü bazen insanın en kişisel krizleri, en kadim sembollerin diliyle anlam bulur. Tüm bu bilgiler bir araya geldiğinde “Her şey yolunda mı?” sorusu artık sıradan bir soru olmaktan çıkar; kişinin kendi iç tapınağının kapısında yankılanan bir çağrıya dönüşür. Çünkü insan gerçekten yolunda olup olmadığını ancak kendi iç ateşine bakarak anlayabilir. Ateş sönmüşse hiçbir başarı tam değildir; ateş güçlü ise en karmaşık süreç bile anlam taşır. Tabii burada “Her şey yolunda mı?” sorusu benim farkındalık sorum olmuştu. Sizin sorunuz belki çok daha farklı bir içsellikle karşınıza çıkacaktır; fakat yine de bu soruyu bu pencereden kendinize sormanızı isterdim. Makalenin sonuna gelmişken, bir sonraki yazıda bambaşka bir arketiple yeniden karşınızda olacağım. Yaşadığımız olaylarda bilinç olarak uyanık kalmamız gereken noktayı yeniden hatırlatmak istiyorum sizlere. Unutmamalıyız ki kişilerin ya da arketiplerin bizlerdeki olumlu veya olumsuz yansımaları aslında kendi iç aynamızın pasıdır. O hâlde bir sonraki sayıda görüşmek dileğiyle. Deniz Sadiye KONCELi
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!