Makale

NUR ATEŞE DÜŞTÜĞÜNDE GÖLGE BÜYÜR ASLAN BURCU – MARİFETNAME’ DEN İZZET VE EMANET MENZİLİ

02 September 2026 7 dk okuma
NUR ATEŞE DÜŞTÜĞÜNDE GÖLGE BÜYÜR ASLAN BURCU – MARİFETNAME’ DEN İZZET VE EMANET MENZİLİ
İnsanın yürüyüşü bazen sessizce değişir. Fark etmeden.. Ne büyük bir kırılma yaşanır ne de gökyüzünde başka bir yıldız doğar. Sadece insan, bir eşiği geride bırakır. Marifetname’ yi okurken her burçta böyle bir eşikle karşılaşıyorum. Bu seride her burçta insanın başka bir tarafı dile geliyor. Kimi zaman yük omuzlara iniyor, kimi zaman düşünce ufka açılıyor, kimi zaman kalp inceliyor. Aslan burcuna vardığımda gökyüzü bana ilk defa yukarıya bakmayı değil yukarı çıkmanın ağırlığını düşündürdü. Zirveye ulaşmak zor değildir. Zor olan, orada kendini unutmamaktır. İnsan yükseldikçe rüzgâr çoğalır. Rüzgâr çoğaldıkça kökünün ne kadar sağlam olduğu anlaşılır. Nice gönül vardır ki yoklukta bozulmaz, bollukta dağılır. Nice insan vardır ki acıya sabreder, alkışa yenilir. İşte Aslan menzili “İmtihan bazen eksilmekte değil çoğalmaktadır.” diyor. Bugün pek çok kişi gücü, görünürlüğü ve öne çıkmayı bir üstünlük işareti olarak görüyor. Oysa kadim metinler bu durumu başka bir yerden konuşuyor. “İnsanın değeri sahip olduklarında değil, sahip olduklarını nasıl taşıdığında gizlidir.” Çünkü emanet büyüdükçe hesap da büyür. Güneş’ in ışığı arttıkça gölgenin de uzaması gibi insana verilen her nimet nefsi de beraberinde sınamaya başlar. Belki de bu yüzden Aslan burcu bana cesaretten önce edebi, kudretten önce vakarı düşündürdü. Erzurumlu İbrahim Hakkı, Marifetname’de Aslan’ı ateş tabiatlı ve sabit burçlar arasında zikreder. Ateşin mizacı sıcak ve kurudur. Kadim ilimde bu tarif yalnızca tabiatın tasnifi değildir. Her unsur insanın iç âlemine de bir pencere açar. Ateş yükselir, karanlığı deler, donmuş olanı çözer, hayatı harekete geçirir, insana yürümek için cesaret verir. Bu yüzden insandaki gayret, cesaret, hamiyet ve himmet de ateşten bir iz taşır. Ne var ki ateş, kendi başına hikmet değildir. O, yön bekleyen bir kudrettir. Ocakta ekmeği pişiren de odur, kontrolden çıktığında yurdu küle çeviren de… Demek ki mesele ateşe sahip olmak değil, ateşi hangi niyetle taşıdığındadır. İnsan ruhu da böyledir. İçindeki cevher terbiye edildiğinde etrafını ısıtır, nefsin emrine girdiğinde önce kendisini tüketir. Aslan’ ın hakikati de burada başlar. Ateşi söndürmek değil ateşe istikamet vermekte. Çünkü yaratılışta hiçbir kuvvet kötü değildir. Kötülük, yönünü kaybetmiş kuvvettir. Cesaret zulme, vakar kibre, cömertlik gösterişe, aşk ise sahiplenmeye dönüştüğünde aynı cevher artık hikmet üretmez. Nefis, kendisine verilen her nimeti sessizce sahiplenmek ister. “Ben yaptım.” der. “Ben başardım.” der. “Ben olmasaydım.” der. Böylece insan, Hakk’ ın ikramını kendi marifeti sanmaya başlar. Marifetname’ nin satırlarını okurken fark ediyorum ki İbrahim Hakkı gökyüzünü anlatırken aslında insanın iç düzenini inşa ediyor. Burçlar kaderi haber veren işaretler değil nefsin hangi kapılardan sınanabileceğini gösteren remizler hâline geliyor. Aslan’ ın kapısı da izzet. Fakat izzet bugün anlaşıldığı gibi üstün görünmek değildir. İzzet, insanın kendisine verilen emaneti kirletmeden taşıyabilmesidir. Çünkü insanın sesi de emanettir, sözü de, ilmi de, güzelliği de, makamı da… Bunların hiçbiri mülk değildir. Hepsi emanet olarak bırakılmıştır. Nefis ise emanet ile mülk arasındaki çizgiyi silmek ister. İşte kibir tam burada doğar. İnsanın, kendisine verilen nuru kendi ışığı zannetmeye başladığı an, gölgesi büyümeye başlar. Tasavvuf ehli nefsi “gizli put” olarak tarif eder. Dışarıdaki putları kırmak kolaydır, insanın kendi içindeki putu fark etmesi ise ömrünü alır. Aslan burcunun gölge tarafı da burada belirir. Övülmekten hoşlanmak, yaptığı iyiliğin görülmesini istemek, haklı olmayı hakikatten üstün tutmak, idare etmek isterken hükmetmeye başlamak… Bunların hiçbiri bir anda ortaya çıkmaz. Hepsi beslenen bir benlik duygusunun yavaş yavaş büyümesidir. Güneş göğü aydınlatır, nefs ise aynı ışığı aynaya çevirip yalnız kendisini seyretmek ister. Nur da ateşe tam da o anda dönüşür. Tasavvuf ehli nefsin en tehlikeli hâlinin “ben yaptım” dediği an olduğunu söyler. Çünkü “ben” büyüdükçe “O” küçülür zannedilir. Oysa küçülen yalnızca insanın idrakidir. Aslan’ın gölge tarafı da sessizce buradan filizlenir. Takdir görmek ister. Görülmediğinde kırılır. Hükmetmeyi yönetmek zanneder. Cömertliği bile bazen karşılık bekleyen görünmez bir alışverişe dönüşebilir. Affetmekte ağır davranır, gururu incindiğinde kalbin kapısını kolay açmaz, kendisini haklı gördüğü yerde uzun süre bekleyebilir. Kırıldığı zaman suskunluğu bile gurur taşır. Çünkü ateş yalnız yakmaz külünü de uzun süre saklar ve ateşin imtihanı burada da devam eder. Kuvvet, merhametten ayrıldığında zalimleşir. İzzet, tevazudan ayrıldığında kibre dönüşür. Cesaret, hikmetten ayrıldığında yalnızca hırçınlıktır. Aslan’ın sevgisi de bu ateşten nasibini alır. Derin sever. Sevdiğini yarı yolda bırakmaz. Omuz olur, siper olur, yük alır, sevgisini esirgemez gösterir. Onun aşkında cömertlik vardır. Sevdiği insanı büyütmek ister. Fakat nefs araya girdiğinde aşk da rengini değiştirir. Korumak, sahiplenmeye; sadakat, hâkimiyet kurmaya; bağlılık ise görünmez zincirlere dönüşebilir. Sevdiğini kaybetmekten korktuğu için onu kendisine benzetmeye çalışır. Çünkü ateş yalnızca ışık vermez yakmayı da bilir. Oysa ilahî aşk ise bambaşka bir terbiyedir hiçbir şeyi kendisine benzemeye zorlamaz. Güneş, bahçedeki bütün çiçekleri aynı ışıkla okşar. Gülü ayrı sevmez, papatyayı eksik bırakmaz. Yalnızca doğar. Açacak olan açar, meyve verecek olan verir. Çünkü hakiki sevgi sahip olmak istemez şahit olmak ister. Bugün insanın en büyük arzusu ise görünmek, en büyük korkusu ise unutulmak. Oysa Marifetname göğe bakarken “Seven, sevdiğinin Hakk’ a yaklaşmasına razı olabiliyorsa aşk kemale ermiştir.” diye fısıldıyor. İnsan ömrü boyunca iki ateş arasında yaşar. Biri nefsin ateşi, diğeri ruhun.. biri alkışla büyür, diğeri secdeyle… biri ışıkla beslenir, diğeri gözyaşıyla.. biri sahip oldukça çoğaldığını sanır, diğeri verdikçe genişler… Marifetname’nin işaret ettiği hikmet de burada belirir. Güneş göğün sultanıdır yine de her akşam batmayı bilir. İnsan ise çoğu zaman yükselmeyi öğrenir de inmeyi öğrenemez. Oysa kemal, çıkmak kadar inmeyi de bilmektir. Makamın geçici, kudretin emanet, ömrün sınırlı olduğunu unutmamaktır. Bugün insanın en büyük yalnızlığı da buradan doğuyor. Herkes görünmeye çalışıyor, çok az kişi görünmeden faydalı olmanın huzurunu arıyor. Aslan burcu da “Sultanlık başkalarına hükmetmek değildir, hakiki sultanlık nefsi önünde diz çöktürebilmektir.” i öğretiyor. İnsan kendi öfkesini susturabiliyorsa güçlüdür, kendisini öven söze mesafe koyabiliyorsa vakurdur, elindekini kaybettiğinde de aynı kalabiliyorsa izzet sahibidir, nefsini fethedebiliyorsa zafer kazanmıştır. Çünkü nur kendisini göstermez, yolu gösterir. Değil midir hakikat Kat kat içinde perde Sevgi denilen olgu Aşkın içinde zerre Saf ve doğal dediğin Var edenin imgesi Zor olansa tahtında Teslimiyetin son perdesi. #sevgiyle ve #aşkla #masiva

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!