Makale

ANLAM ARARKEN HİSSETMEYİ UNUTMAK

02 September 2026 6 dk okuma
ANLAM ARARKEN HİSSETMEYİ UNUTMAK
İnsan zihni belirsizlikten pek hoşlanmaz. Yaşadığımız şeyleri anlamlandırabildiğimizde kendimizi daha güvende hissederiz. Başımıza gelen olayların sebebi için bir açıklama bulma çabamız da buradan gelir. Son yıllarda psikolojiye olan ilginin artmasıyla birlikte bu eğilim daha görünür hale geldi. Artık üzüldüğümüzde bunun neyle ilişkili olduğunu, öfkelendiğimizde hangi sınırımızın ihlâl edildiğini, kaygılandığımızda zihnimizin bize ne anlatmaya çalıştığını merak ediyoruz. Duygularımızı fark etmek ve onlara kulak vermek elbette kıymetli. Ancak bazen fark etmek ile çözmeye çalışmak birbirine karışıyor. Her duygu, sanki içinde mutlaka çözülmesi gereken bir mesaj taşıyormuş gibi ele alınıyor. Oysa duyguların temel görevi bize hayatın gizli anlamlarını anlatmak değildir. Yaşamı sürdürebilmemize yardımcı olurlar. Kaygı bizi olası bir tehlikeye hazırlar, korku uzaklaşmamızı sağlar, öfke bir sınırın ihlâl edildiğini hissettirebilir, üzüntü ise kayıplara uyum sağlamamıza yardımcı olur. Duygular, insan olmanın doğal parçalarıdır. Her biri bir işlev taşır ama bu, her birinin uzun uzun analiz edilmesi gerektiği anlamına gelmez. Bugün birçok insan duygularını fark etmeye ve onlar üzerine düşünmeye eskisinden daha fazla zaman ayırıyor; bu oldukça güzel bir gelişme. Ancak bazen duyguları fark etmek ile onları sürekli analiz etmek birbirine karışabiliyor. Kaygılandığında hemen nedenini bulmaya uğraşıyor. Sinirlendiğinde bunun çocukluğuna uzanan bir açıklaması olması gerektiğini düşünüyor. Bir arkadaşının sözü canını sıktığında, bunun hangi yarasını tetiklediğini anlamaya çalışıyor. Elbette bazen bu soruların peşinden gitmek çok değerli olabilir; terapide de bunu sık sık yaparız. Özellikle tekrar eden ilişki örüntülerini ya da uzun süredir devam eden duygusal zorlukları anlamaya çalışırken. Peki her duyguyu aynı mercekle incelemek gerçekten gerekli mi? Düşünün; önemli bir sunumunuz var ve gerginsiniz. Ertesi gün çocuğunuzun ameliyatı var ve kaygılanıyorsunuz. Sevdiğiniz biriyle tartıştınız ve moraliniz bozuldu. Bunların her biri için derin psikolojik açıklamalar aramak mı gerekiyor? Çoğu zaman hayır. Çünkü bazı duygular, yaşadığımız durumla tamamen uyumludur. Bazen kaygı sadece kaygıdır. Üzüntü sadece üzüntüdür. Hissettiklerimiz her zaman geçmişten gelen çözülmemiş bir düğümün işareti değildir. Duygular hakkında daha fazla konuşmamızın önemli bir katkısı oldu; insanlar bir deneyim sonucunda neler hissettiklerini fark etmeyi, yardım istemeyi ve ruh sağlığını önemsemeyi öğrendi. Ancak popülerleşen her bilgi gibi psikoloji de zaman zaman sadeleşirken anlamının da bir kısmını kaybediyor. Bir süre sonra karmaşık olan, tek cümlelik açıklamalara dönüşüyor. "Kaygın sana bir şey anlatıyor.", "Evren sana mesaj veriyor.", "Öfkenin altında mutlaka başka bir duygu vardır." Bu cümlelerin bazı durumlarda doğruluk payı olabilir. Fakat her duruma aynı anahtarla yaklaşmaya başladığımızda, insan zihninin karmaşıklığını gözden kaçırabiliyoruz. Duygular, üzerine düşünüp çözmemiz gereken birer problem ya da hayat kalitemizi düşüren birer defekt değildir. Onlar var oluşumuzun en doğal, en insani parçalarından biridir. Korkmak, kaygılanmak, öfkelenmek ya da kederlenmek birer "sorun" olmadığı gibi, bizi biz yapan deneyimlerdir. Her hissettiğimiz şeyi didik didik incelemek, hayatta sadece mantığımızla var olabileceğimiz yanılgısını doğurur. Oysa duygular, bizi insan yapan en önemli şeylerden biridir. Bir problemi çözer gibi sürekli duygularımızı çözmeye çalışmak, bizi yaşayan bir insandan çok kendi hayatını dışarıdan izleyen bir gözlemciye dönüştürmez mi? Psikoterapide anlam aramak ile günlük hayatta yaşanan her duyguyu analiz etmeye çalışmak aynı şey değildir. Terapi odasında bazen bir duygunun kökenini araştırırız; çünkü o duygu kişinin yaşamını zorlaştıracak kadar yoğun, tekrar eden ya da işlevselliğini bozan bir hâl almıştır. Ama gün içinde yaşadığımız her kırgınlığı, her huzursuzluğu ya da her sıkıntıyı aynı derinlikle incelemeye çalışırsak, yaşamın akışıyla kurduğumuz ilişki değişmeye başlar. Duygularımızı yaşamaktan çok onları açıklamaya çalışırız. İnsan bazen hissettiği duyguyu yaşayamadan, onun üzerine düşünmeye başlar. Üzüldüğünde önce o üzüntüyü yaşamaya izin vermek yerine neden üzüldüğünü analiz edip bir an önce bu duygudan kurtulmaya çalışır. Böyle olunca duygu zihnin içinde dönüp duran bir probleme dönüşür. Sürekli kendimizi analiz etmeye başladığımızda, zamanla her hissimizi "doğru" ya da "yanlış" diye değerlendirmeye başlarız. Kaygılanmamamız gerektiğini düşünürüz. "Bu kadar öfkelenmem normal mi?" diye sorgularız. Üzüldüğümüzde yeterince güçlü olmadığımızı düşünebiliriz. Duyguların doğrusu ya da yanlışı olmadığını gözden kaçırırız. Duygular, insan zihninin yaşadıklarına verdiği doğal tepkilerdir. Bizin sorumluluğumuz nasıl davranacağımızı belirlemektir, ne hissedeceğimiz değil. Bazı duygular tekrar eder yoğunlaşır ve yaşamımızı zorlaştırmaya başlarsa o zaman onları anlamaya çalışmak gerçekten iyileştirici olabilir. Fakat her hissin altında gizli bir anlam aramak, bazen gökyüzündeki her bulutu yaklaşan bir fırtına sanmaya benzer. Bazı bulutlar fırtına yaratmak için gelir bazıları da sadece geçip gider. Psikolog Tuba DİK Aile Danışmanı, Oyun Terapisti

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!